İzlanda, Stodvarfjordur

Yazar Adı: Ayşe Hilal Çuhadar
Takma Adı: -
Kamptaki Yaşı: 18
Ülke: İzlanda                                                                       
Şehir/Bölge: STODVARFJORDUR
Tarih Aralığı: 16.12.2017 - 27.12.2017
Kamp Kodu: 
WF194 AURORA

Editörün Notu:  Yaşadığımız hayatı eşsiz kılmak bizim elimizde. İzlanda'ya doğru çıktığı  keşif yolculuğunda hayatının eşsiz bir döneminde olduğunu fark eden sevgili gönüllümüz Ayşe,  bu yolculukta neler yaşadığını büyüleyici görseller eşliğinde sizler için kaleme aldı. Ayşe'nin Kuzey Işıklarını gördüğü o ilk anda duyduğu heyecanına ortak olabileceğiniz  İzlanda soğuğu kadar nefes kesici Workcamp hikayesini okurken yüzünüzden sıcak tebessümünüz eksik olmasın!
Editör: Ayşe Özkara

GSM ile ilk tanışmam 2015 yılında oldu. O zamanlar 16 yaşında Estonya’da bir kampa katılmış ve kendimi bir anda bambaşka bir dünyada bulmuştum. 18 yaşıma geldiğimde üniversite sınavına hazırlanıyordum ve tıp fakültesi istediğim için açıkçası hiçbir şeye zaman ayıramıyordum. Daha sonra GSM’nin sayfasında İzlanda Kamplarını gördüm ve hemen o anda gitmek istediğime karar verdim. Üniversite sınavına çalıştığım sene kampa gitmek pek akıllıca gelmeyebilir. Ama şu an 22 yaşındayım ve o an iyi ki de bunu ertelememişim diyorum! Seyahat etmeyi hiçbir zaman ertelemeyin. GSM'den Ersel Bey ile konuşup  hemen onla her şeyi hallettik. Aralık ayında İzlanda’ya gidecek ve hep çok istediğim Kuzey Işıklarını görebilecektim.

Giderken yanınızda Türkiye’ye özgü bir şey götürmeyi unutmayın. Ben lokum götürmüştüm ve herkes çok beğenmişti. 

Kampımız bize daha sonrasında isteyenlerle belli bir ücret karşılığı kampa gelmeden önce İzlanda’yı Batısından Doğusuna arabayla gezerek kamp alanına gelebileceğimiz bir plan sundu. İzlanda’ya vardığımda gece 1-2 falandı galiba. O ilk havalimanından çıktığımda hissettiğim soğuğu hala hatırlayabiliyorum. Daha sonra otelime gittim ve sabah 6-7 gibi arabayla kampa gideceğimiz alana doğru yürümeye başladım. Hiç bu kadar uzun karanlık olan bir yere gitmemiştim ve internetim de olmadığı için kayboldum. Yolda koşan birisini gördüm ve hemen telefonunu kullanabilir miyim diye rica ettim. Kamp İle görüştükten sonra buluşma noktasını buldum. Ben, 3 Koreli kız ve şoförümüz Reykjavik’den yola çıktık. Hava hala aydınlanmıyordu ama arabada diğer Koreli kızlarla sohbet etmekten çok keyif aldım. Daha sonra saat 11 gibi güneş doğdu ve İzlanda’nın en ünlü şelalesi Skogafoss’a vardık. İzlanda’yı ilk gün ışığında o zaman o şelalede gördüm ve büyülendim. Kesinlikle bu dünyaya ait olduğunu düşündüğüm bir yer değildi. Sonra şu an ismini hatırlayamadığım bir çok şelaleden daha geçtik ve o ünlü Vikings sahnelerinin çekildiği siyah kumsala yani Reynisfjara’ya geldik. İzlanda’nın her yeri ayrı bir güzeldi ama o an siyah kumsalda, yarı aydınlık havada ,yanımda dikili taşlarla, önümde kıyıya vuran devasa dalgalarla bir film setinde gibiydim. Hava karardığı için tekrar yola koyulduk ve zifiri karanlıkta Jokulsarlon Glacier Lagoon’a vardık. Hemen önümde bir fok atladı. O an duyduğum sevinci anlatamam… Tekrar yola çıktık ve kamp alanımıza vardık.

Kamp alanında olan herkes bizi çok güzel karşıladı. 5 Koreli, 1 Polonyalı,1 Endonezyalı ve 2 tane de kamp liderimiz vardı. Ranza şeklinde yataklarda uyuyacağımız yatak odamız, ortak alanımız ve mutfağımız vardı. Dışarısı kar ve buz olduğu için sürekli kapının önündeki karları temizlememiz gerekiyordu 😊 

Benim katıldığım kamp İzlanda’nın küçük bir kasabasındaki okulun renovasyon projesine yardım etmek üzerineydi. Kamp evimizin tam karşısında devasa bir dağ vardı. Genelde 5-6 gibi kalkıyordum ve o dağı seyrederek kahvaltı yapıyordum. Hava 10 gibi aydınlanınca da işe başlıyorduk. Saat 2-3 gibi hava kararınca işi bırakıp boş zamanımızda kasabayı turluyorduk. Akşamları yemek yapma işi ve bulaşık yıkama sırayla herkese veriliyordu. İstediğiniz malzemeleri kamp liderinize söylediğinizde kolayca getirebiliyorlardı. Bizim kampımızın çoğu vejetaryen olduğu için mesela tofu eksik olmuyordu 😊

Kasabada sıcak su havuzları vardı ve kamp yönetimi bunları ücretsiz kullanabilmemizi sağlıyordu. -8 derecede bir dağa karşı sıcak havuzda yüzmek inanılmaz güzeldi. Tabii en büyük hedefimiz Aurora’yı yani Kuzey Işıklarını görmekti. Bunun için hep tetikte olmak gerekiyor. Çünkü Kuzey Işıkları en net %0 bulut oranı olduğu zaman görülebiliyor. Biz de sürekli telefonlarımızdan bunu kontrol ediyorduk. Bir gün Koreli bir arkadaşım %0 bulut oranı gördü ve hemen hepimiz üstümüzü giyinmeye gittik. İzlanda’da üstünüzü giyinmek biraz uzun sürüyor. Ben zaten hep üşüyen birisi olduğum için 5 kat giysi giyiyordum. Ben ve 4 Koreli arkadaşım Kuzey Işıklarını kovalamak için olabildiğince ışıksız olması adına kasabanın dışına doğru koşmaya başladık. Çünkü dediğim gibi %0 bulut oranını kaçırmamak gerekiyor. İlk gördüğüm anı unutamıyorum. Resimleri zaten koyacağım ama resimler %1’ini bile yansıtmıyor… Renklerinin sürekli değişmesi, hareket etmeleri… Herkesin hayatında en az 1 kere olsun görmesi gerektiğini düşünüyorum. Gece çıktığımız için hava ekstra soğuktu. -15’leri görmüştük ve ben gerçekten donuyordum ama Kuzey Işıkları o kadar güzeldi ki dönmek içimden gelmiyordu. Koreli arkadaşlarım bunu fark edince bana sıcak torba denilen bir şey verdiler. Hiç duymamıştım daha öncesinde. 2 tane cebime koydular ve onlar beni sıcak tuttu. Giderseniz aklınızda olsun araştırın. Benim dışımda herkes Kuzey Işıklarını nasıl çekeceklerini araştırıp gelmişti. Ben tripodum olmadığı için çok net görüntü yakalayamadım. Giderseniz bu detay da aklınızda olsun. 

Her gün başka birisi ülkelerini tanıtmak adına bir sunum yapıyordu. Ben de bu sunumumu herkese halay çekmeyi öğreterek yaptım ve inanılmaz eğlendik. Daha sonra günler bu şekilde geçti genelde dışarı çıkıp etrafı keşfediyorduk ya da evin içinde oyunlar oynuyorduk. Dönme vakti geldiğinde yine Doğu’dan Batı’ya Reyjkavik’ izlememiz gereken bir rota vardı fakat inanılmaz bir fırtına çıktı ve birkaç kişiyle Hveragardi adında bir şehirde 1 gece konaklayıp ordan Reykjavik’teki uçaklarımıza yetişmek için Eskifjordur’dan ayrıldık. Hveragardi’den Gullfoss adında bir şelaleye gittik. Yine inanılmaz güzellikte bir şelaleydi ve artık uzun süredir beraber olduğum arkadaşlarımla gezdiğim için inanılmaz keyif alıyordum. Oradan Hveragarðurinn adında bir jeotermal parka gittik. İlk defa o çürük yumurta kokusu orada başladı😊  ve asıl heyecanla beklediğimiz Strokkur’a vardık. Burası gayzerleri gördüğüm ilk yerdi. Aniden patlayan bir sürü delik vardı. Yazının başında dediğim gibi İzlanda’da gördüğünüz hiçbir şeyin bu Dünyadan olduğuna inanamayacaksınız ve bu gayzerler de bunun başında geliyor. Gayzerleri gördükten ve bir süre videoya çekmek için uğraştıktan sonra Thingviller Ulusal Parkı’na gittik. Bu parkın en önemli özelliği bir yarık olması ve bu yarıktan daldığınız zaman aynı anda bir elinizi Amerika kıtasına, diğer elinizi Avrupa kıtasına değebiliyorsunuz. Biz hava koşullarından dolayı bu dalışı yapamadık ama bir gün İzlanda’ya tekrar gidersem listemin başında bu madde yer alacak. Ayrıca İzlanda’da güneş sanırım dünyanın şeklinden dolayı sanki hemen yanımızda doğup, yanımızda batıyor gibiydi. Güneşin bize bu kadar yakın olması büyüleyiciydi.

Daha sonra ben ve 2 Koreli arkadaşım uçağımıza bir gün daha olduğu için Reykjavik’te olan başka bir kampa katıldık. Burada da 1 günde bile inanılmaz arkadaşlıklar kurduk. Özellikle Ekvador’dan bir arkadaşım olmasına hala inanamıyorum. GSM’i güzel yapan şeylerden birisi de bu. Bir anda bütün dünyadan insanları bir arada aynı amaç uğruna çalışırken görebilmek ve onların kültürlerini tanıyabilmek.

Daha sonra yine %0 bulut oranının olacağını öğrendik ve hemen şehrin dışına doğru 2 saat yürüdük. İşte yine Aurora’yı görebilmiştik! Gitmeden önce son kez görebildiğimiz için ne kadar şanslıydık… Son kez doya doya baktık ve tekrar kampımıza döndük. Bu katıldığımız kampta bir tırmanma duvarı vardı, evet bir TIRMANMA DUVARI. Arkadaşlarımla beraber son gecemizde çok eğlendik ve o gün aynı zamanda Christmas’a denk geldi. Hayatımda hiç kutlamadığım bir günü şarkılar söyleyerek ve o gece inanılmaz eğlenerek geçirdim. Ertesi gün ayrılma vakti geldiğinde hepimiz çok üzüldük ve birbirimizi ziyaret edeceğimize dair söz verdik.. 

GSM bana 15 yaşımda bu dünyanın kapılarını açarak bu hayattaki en büyük tutkumu keşfetmemi sağladı. Tanıştığım tüm arkadaşlarımı kendi ülkelerinde ziyaret ettim, Türkiye’ye geldiklerinde onları gezdirdim. GSM sadece yeni bir ülke görmenin ötesinde kendinizi ve birçok farklı kültürü keşfedeceğiniz bir deneyim.

“ Ve öyle bir hayat yaşayacağım ki, ölüm beni almaya geldiğinde titreyecek…”

Bukowski

Ayşe Hilal Çuhadar
Workcamp, STODVARFJORDUR


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fransa, Pons

Estonya, Tallinn

Estonya, Tallinn