Almanya, Nürnberg

Yazar Adı: Ata Hancıoğlu 
Takma Adı: -
Kamptaki Yaşı: 19
Ülke: Almanya                                                  
Şehir/Bölge: Nürnberg
Tarih Aralığı: 30.07.2023 - 12.08.2023
Kamp Kodu: IBG 25

Editörün Notu:  Gönüllümüz Ata, çocukluğunda tanışmış olduğu gönüllülerden birisi olma yolculuğunu sizler için yazdı. Kampın başından sonuna yaşadığı eşsiz anlar, kurduğu harika dostluklar  ve ömrü boyunca unutamayacağı tecrübelere ortak olmak için sizleri Atanın blog yazısını okumaya davet ediyoruz!
Editör:  Ayşe Özkara

Ailecek akrabalarımızla bağlarımız kuvvetlidir. Bizimkiler iş nedeniyle İzmir’e taşınmış olsa bile memleketim olan Aydın’da dedemden tutun da amcama, halama kadar dört-beş hane ortak bir avluyu paylaştılar şu ana kadar. Yalnızca eşyalarımız ve yemeklerimiz değil, sevinçlerimiz ve hüzünlerimizi de paylaştık aynı zamanda.

Şimdi, ne yapayım ben avluyu bana kamptan haber ver diyor olabilirsiniz fakat ben uluslararası gönüllülük projeleriyle ilk o avluda tanıştım. Yine bir yaz mevsiminde, ben henüz beş-altı yaşlarında küçük bir çocukken; gelen yabancı gençleri ağırlamıştık bir akşam yemeğinde. Tabii aradan yıllar geçti ve bir gün bizimkiler “Buraya bir grup yabancı genç gönüllü olarak çalışmaya geliyor, bu sene de biz gönderelim.” dedi. İşte benim de GSM’yle tanışmam böyle gerçekleşti. Benim de o gençler gibi başka bir kültürün içine, böylesine değerli bir amaç gideceğimi asla tahmin edemezdim.

Öncelikle bu fırsatın bana sunulmasıyla neler hissettiğimi biraz özetliyim. Henüz yurtdışına çıkmamış biri olarak yurtdışına çıkabilecek olmak beni çok heyecanlandırmıştı ama aynı zamanda o yazın, liseden mezun olmamın ardından arkadaşlarımla bir arada geçirebileceğimiz son yaz olduğunu düşünmemden ötürü de içimde bir burukluk vardı. Kampta geçireceğim o iki haftanın beni kendi dünyamdan mahrum bırakacağını düşündüğüm için en başta pek sıcak yaklaşamamıştım. En nihayetinde projeye katılmaya ikna edilince kamp başvurumu yaptım. Ardındaki süreç zaten benden bağımsız, bütün süratiyle tamamlandı.

Kamp davetiyemin gelmesiyle adeta bir kültür elçisi olmuştum. Gönüllülerin sayısı önceden verildiği için yanımda herkese hediye edeceğim nazar boncuklu duvar süslerim hazırdı. Ardından olmazsa olmazı lokum ve bulunduğum ilin Kültür ve Turizm Müdürlüğünden de İngilizce broşürleri almamla tam tekmildim. Spotify’da tür tür oluşturduğum her bir türün en iyi örneklerini barındıran çalma listelerimi unutmamak lazım tabii. Yolculuk günü havalimanındaki heyecanım tarif edilemezdi. Siz siz olun, atılan bilgilendirme formunu baştan sona detaylıca okuyun. Yoksa kendinizi benim gibi Nürnberg’in göbeğinde telefonunuzun şarjı bitmiş ve yolda gördüğünüz her insana yol sorar halde bulabilirsiniz. Günün sonunda, bir takım talihsiz olayları atlatıp kampa ulaştığımda kendimi gerçekten güvende hissetmiştim. Bu olayları içinde yaşarken her ne kadar gerici gelse de şu an gülerek anlattığım harika anılar.

Kampımız Bad Windsheim adında, Nürnberg’e yaklaşık 30km uzaklıkta klasik bir Alman kasabasıydı. Belediye başkanının anlattığı kadarıyla kasabanın isminin önündeki “Bad” sıfatı, beldenin maden suyu kaynakları olduğunun bir belirtisiymiş. Bizim görevimiz de bu kasabanın tren istasyonunun ve kreşinin yenileme çalışmalarını üstlenmekti. İki Fransız, iki Ukraynalı, iki İtalyan, iki İspanyol, iki Türk, bir Alman ve bir Koreliden oluşan fıkra gibi ekibimizle iki hafta boyunca çalışmalarımızı titizlikle yerine getirdik. Özellikle konakladığımız kreşte neredeyse her imkana sahiptik. Bilardosundan, masa tenisine; banyosundan, yemekhanesine her şey neredeyse kusursuzdu. Kreşte bizimle birlikte konaklayan özel eğitim çocukları ve öğretmenleriyle olan diyaloglarımız, birlikte düzenlediğimiz şarkı ve yetenek yarışmalarımız da cabası. Tek pürüzümüz bir süre sonra grupça, çoğunlukla salam ve sosisten oluşan Alman mutfağından sıkılıp biraz sıcak yemek aramamız oldu.

Çalışma saatlerinin sonrası da bir o kadar renkli ve keyifliydi. Sabahında içeceklerimizi ve çerezlerimizi aldığımız film akşamları, bilardo geceleri ve havuz günleriyle paha biçilemez anlar. Kampta bir şeyler öğrenmek ve öğretmek için tonla imkanınız oluyor, özellikle de dil konusunda. Bizim günlük hayatta kullandığımız bazı kelimelerin başka dillerde başka anlamlarla kullanıldığını öğrenmek beni cidden şaşırtmıştı. Örneğin bizim uydurma, yalan anlamında kullandığımız “palavra” kelimesi İspanyolcada kelime demekmiş. Benzer şekilde bizim motoru örten kapak için kullandığımız “kaput”, İtalyancada kafa anlamına geliyormuş. Hatta “Roma caput mundi.” diye bir özdeyişleri var, çevirisi de “Roma dünyanın başıdır.”. Hiç unutmuyorum, bir gün işlerimizi bitirmiş bir şekilde İspanyol arkadaşım Blanca, Fransız arkadaşım Hugo ve ben marketten kampa dönerken Blanca bana Türk esnafıyla nasıl pazarlık yapabileceğini soruyordu. Kendisine öğrettikten ve kendisinin yabancı olduğu için muhtemelen esnafın pazarlığa sıcak bakmayacağını anlattıktan sonra bana pazarlıkla bir şey alıp almadığımı sordu. Tesadüftür ki kampın hemen öncesinde valizimi pazarlık yaparak almıştık ancak o anda valizin İngilizcesi bir türlü aklıma gelmedi. İkisi benim kelimeyi hatırlamamı beklerken bir anda “valiz” deyiverdim. O an ikisinin de beni anlamasının verdiği mutluluğu çoğu şey veremez sanırım.

Son günümüzün ertesi günü kamp liderimiz herkesten kendi mutfağından bir yemek yapmasını rica etti. Size tavsiyem malzeme sıkıntısı çekmeyeceğiniz iki-üç tarifiniz olsun yanınızda. Benim pek fazla seçeneğim yoktu, mercimek çorbası yapabildim. Üzerinde sosuyla beraber gayet beğendiler. Kampımızın son gününde belediye başkanının misafiriydik. Bize kasabayı gezdirdikten sonra makamında bizimle sohbet edip kasaba tarihiyle ilgili bilgiler verdi. Doğal olarak iki güzel haftanın sonu kaçınılmaz ayrılık. Hep beraber Nürnberg’e kadar seyahat ettikten sonra vedamızı ettik ve herkes kendi yoluna devam etti.

Şuna da değinmeden edemeyeceğim, toplum olarak birbirimize karşı sert yargılarımız var. Daha çocukken bizleri sokmaya başladıkları kalıpların yaş aldıkça esiri oluyoruz. Kampta belki de en hoşuma giden şey oradayken bu kalıpların arkasında yalnızca insan olduğumuzu bana hatırlatması olabilir. Kamptaki İtalyan dostum Elio’nun sık sık söylediği bir cümle vardı “Ben bugün doğdum.”. Yeri geldiğinde bir yenidoğan gibi yargılarımızı bir kenara bırakıp karşımızdakinin de her şeyden önce insan olduğunu unutmamak gerek.

Diyeceğim o ki gönüllü olmaya karar vermek hayatımdaki kilometre taşlarından bir tanesi ve böyle bir topluluğun parçası olmanın sevincini yaşıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fransa, Pons

Estonya, Tallinn

Estonya, Tallinn